Altyapı: MyDesign Haber Sistemi

ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR KUNYE İLETİŞİM

EN ÇOK OKUNANLAR

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

HABER ARA


Gelişmiş Arama

SAAT-TAKVİM

 

GALERİ

BENİM HİKAYEM

Süleyman Çelebi

18 Mayıs 2019, 21:46

Süleyman Çelebi

17 Ağustos 1999 Depremi
       Büyük depremden bir hafta önceydi; kayınvalideyi Yalova Çiftlikköy’den İstanbul’a taşıyoruz. Eşyaların kamyona yüklenmesi saat 11.00 gibi bitti. O sıcakta salonda oturdum ve sırtımı duvara dayadım biraz sonra orta şiddette bir deprem oldu. Deprem nedir duyardık ancak bilmiyorduk. Biraz sonra radyo Balıkesir merkezli 3.5 şiddetinde bir deprem meydana geldiğini söyledi. Ancak İstanbul-İzmit anayolu üzerindeki binamızın 1.katta merdiven başındaki ve oturduğum 4.katta balkon duvarındaki çatlakların günlük olarak büyüdüğünü koyduğum işaretlerle tespit ediyor ve bir anlam verememekle birlikte yol üzerinde olması nedeniyle ağır vasıtaların geçmesinden dolayı binanın zayıfladığını düşünüyordum. 
       16 Ağustos Pazar günü Termal’e gittik. Dereden akan kaplıca sularının daha çok ısındığını ve göz suyu denilen ve senelerce sadece bir tanesinin damladığını bildiğim yan yana üç çeşmeden sular aktığını gördüm ve hayret ettim. Aklıma bir şey gelmedi. O gün eve dönerken Çarşamba sabahı için Aksaray/Ortaköy’e gitmek üzere Ankara’ya otobüsten yer ayırttım. 
      Hanım bir haftadır İstanbul’da annesindeydi ve yarın gelecekti. Yeğenim akşam yemeğine davet etmişti akşam 19.30 gibi merdivenlerden aşağı inerken 1.kattaki boş daireden sesler geliyordu; girip baktım binadan dört kadın masa kurmuşlar okey oynuyorlardı. Geri çıktım ve o dört kadını bu son görüşüm oldu. 
       Gece eve dönerken ev sahibinin misafirleri 4 veya 5 gencin sesleri geliyordu. Yatağımın içine girdim; birkaç sayfa Kur’an okudum ve ardından Buhari’nin hadis kitabını okumaya başladım. Oğlum çok sıcak olduğunu, uyuyamadığını ve başkent 3 sitesine doğru yürüyüş yapacağını söyledi. Ben de yol üzeri tehlikeli bu saatten sonra olmaz deyip izin vermedim. Kitapları başımdaki komodinin üzerine koyup saat tam 01.00’de yattım. Korkunç bir sarsılmayla uyandım. Ben sağ tarafıma yatarım; ancak sol tarafımdan kalkmaya çalıştım, 4.katın bütün ağırlıkları üzerime binmiş gibiydi. Sarsındı durduktan sonra kendimi kontrol ettim ağrım, sızım yoktu; sağ bacağımdaki biraz ağrı vardı. Üst hasır üzerime çökmüştü ve sallantı devam ettikçe elimi alnımın üzerine koyamayacak kadar yanaşmıştı. Sağ elimle bir tuğla parçası bulup üstüme ağırlık yapmaya başlayan kütlenin altına yerleştirdim. Bacağımın ağrısı geçmişti. Beş katlı binanın sıfıra indiğini hiç tahmin etmiyordum. Bina sarsıldı ve duvarlar üzerime çöktü diye düşünüyordum. Daha sonra koşuşturmalar duydum ve bağırdım. Yan tarafımızdaki seracı Turgut “hoca yaşıyor, hocayı kurtaralım” diye bağırıp üzerime geldiklerini duydum ve aman üzerime çıkmayın diye bağırdım. O sırada şiddetli bir sarsıntı daha oldu ve herkes kaçıştı. 
       Enkazda zifiri karanlıkta üç saate yakın zaman geçti; düşünme zamanıydı. Ne yalan söyleyim Şeyhimiz Galip Efendi’den “korkma evladım kurtulacaksın…” gibi görüntü ve söz bekliyordum. Beklediğim olmadı. Allah’tan değil de Şeyh Efendiden niye beklediğimin izahını uzun süre yapamadım. Şeyh korurdu, gözetirdi, yardım ederdi; arkadaşımı döverlerken “yetiş ya şeyhim “ deyince her biri kaçışmıştı. Bu bana ibret oldu ve daha sonra Ankara’da görüştüğüm arkadaşımın “rızkımız şeyhin eliyle dağıtılıyor” sözünden sonra Allah’a sığınıp Şeyhten kopmuştum.
       Baş tarafımda küçük bir delik varmış; yeğenim altımdaki somyanın ayaklarını kırıp beni baş tarafımdan çekip çıkardı. Üzerimde bir çizik dahi yoktu. Çıkarken elime takılan Kur’an-ı ve hadis kitabını da çıkarmıştım.  Kitapları seracıya bırakıp yola atladım ve şehre doğru giden bir arabayı zorla durdurup hastaneye götürülen oğlumu aramaya gittim. Bulduğumda bacağından ağır yaralıydı ve Bursa’ya bir hastaneye götürdüler. Hastane bahçesi yan yana dizilmiş ölülerle doluydu. Ortopedi Doktoru Mehmet Beyi aradım yoktu. Bizim Edebiyat Öğretmeni eşi ve oğluyla birlikte Aydınkent sitesinde öldüklerini sonradan duydum. Üzerimde bir tişort ve don olduğunu hastanede fark ettim. Belediye Başkanı ve Vali hastane bahçesinde çaresiz dolaşıyorlardı. 
       Üzerime emanet pantolon ayakkabı, para bularak; burası böyleyse İstanbul yok olmuştur diye düşünüp, telefon ile ulaşamadığım hanımı ve annesinin ölülerini getirmek üzere gemiyle İstanbul’a gittim. Ben giderken hanım da karşıdan Yalova’ya dönüyormuş. Kayınvalide ile biraz konuşup geri döndüm. Dönerken Yalova’da ekmek olmadığı için Kartal’dan yirmiye yakın ekmek aldım. Yıkılan binamıza tekrar gittim enkaz kaldırma çalışmaları başlamıştı. Binada ölüsü bulunanların dışında ev sahibinin misafiri beş genç olduğunu hatırlattım; çalışırken daha düzenli olmaya başladılar. Meğer o gençler Yalova’da tuttukları evi boyamak üzere gece saat 12’den sonra gitmişler. Binada her kattan ölen vardı. Bir aile beş kişi tamamen yok olmuştu. Toplam 17 ölü vardı. O gün Ankara’ya akrabalarına gitmek için bilet alan 1.kattaki Necla ve o yıl okula başlayacak kızı Merve ölmüşler; lisede okuyan oğlu Gökhan ikindi üzeri yaralı kurtarılmıştı.
       Sonradan öğrendik ki o bina iki kat plan üzerine otel olarak başlamış; ancak bazılarının buraya yapılan otelin uygunsuz olacağı gibi kanaat belirtmesiyle beş katlı binaya çevrilmiş; üstelik dükkan genişletmek için iki tane de kolon kesilmişti. Ev sahibi herhalde vicdanını susturmak için bazılarına para vermiş; bana da teklif etmiş kabul etmemiştim. Bir ay içinde yeni tutuğum bir eve taşınacaktık ve çok güzel bir koltuk takımı almıştım. Her şeye sıfırdan başladık; Allah aldıklarını fazlasıyla geri verdi. Genel Müdürümüz ziyaretimize gelmişti nereye istiyorsan oraya vereyim dedi. Ankara’dan, Kayseri’den tanımadığım kişilerden telefonlar aldım. Evin hazır gel dediler. Ancak ekmeğini yediğim, çocuklarına insanlık öğrettiğim ve güzelliklerine kapıldığım Yalova’yı depremi için terk edemedim. Allah o acıları bir daha yaşatmasın.     
Al-i İmran:145 -  Allah'ın izni olmadıkça hiçbir kimseye ölmek yoktur. (Ölüm) belirli bir süreye göre yazılmıştır. Kim dünya menfaatini dilerse, kendisine ondan veririz. Kim de ahiret sevabını isterse ona da ondan veririz. Biz şükredenleri mükafatlandıracağız.

Bu haber 459 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
Ölüm var ..09 Ekim 2019

Yayınlarımız Kaynak Gösterilmeden Alıntı Yapılamaz. Yayımlanan yazıların bilimsel ve hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.
Editör Giris -  Künye -  Bize Ulaşın - Sitene Ekle - RSS 2.0 | Giresun Haber

© 2010 - Tüm Hakları Saklıdır. Düzenleme: ESoyturk - Yazılım: MY Design

Yalova Termal -  Termalde Gidilecek Yerler -  Termalde Gezilecek Yerler

Sitetistik
Etiketler
DÜN SON 7 GÜN Yalova Belediyespor Oyuncu Seçmeleri Baş Başkan Dağ' a Emniyetten Plaket HABER ARA Kültür - Sanat Altınova yaralarını sarıyor Papara F.C. Şampiyonluk Yemeğinde Buluşt Zeki Başol Tekrardan Sahnede Yavuz Bingöl İstifa Etti. Yalova'nın Armutlu ilçesi ve Köylerinde çeşmelerden çamurlu su akıyor. Psikolog Boztaş' tan bayanlara seminer Yalova Armutlu Şiirleri. / Hikmet OKUYAR Yalova'da deniz otobüsü iskeleye çarptı Valilik Makamında Ödül Töreni Bisiklet Takımızla Gurulandık Girka' nın 2. Şubesi Dualarla Açıldı Yalova Haberleri Karaca Heykeli Onarıldı Psikolog Boztaş' tan bayanlara semin Öğrenciler hasta veliler tepkili Mehmet DELİOĞLU Gençlik ve Spor Kulübü ( Ekonomi Hasan Topçular'ın Cumhuriyet Bayramı ile ilgili kutlama mesajı Siyaset 3-9 Kasım Organ Bağış Haftası İLETİŞİM Spor Dağ ''Çevreye zarar vermeyecek her türlü yatırıma destek vereceğim'' FOTO GALERİ Eğitim - Bilim - Teknoloji Yalova Belediyespor Oyuncu Seçmeleri Başladı Su İşleri Seriye Bağladı(5-1) Yalova' da Elektrik Kesintisi Duyrusu Yalova Medya Platformu Kuruldu Gesad' ın Ortaklık Teklifine Ret Çık BUGÜN Sağlık